15 Eylül 2010 Çarşamba

Peki Sen Bokum Musun?

Bir anekdot ile başlayalım isterim çünkü kafanız başlık yüzünden karışmış olabilir ya da beklentileriniz farklıdır vs... Bir netleştirelim önce olayı. Geçen günlerden birinde, sıkışmışım tuvalet ihtiyacı duyuyorum. Doğruca malum yere gittim, oturdum tuvalete zart zurt sıçacağım... Ama o da ne! Bir böcek gördüm tuvalette, geç saat ya, bunlar geç saatte çıkıp dolaşır ya(Gece biz sıçtıktan sonra artıkları mı yalıyor sapıklar artık bilemedim), bir baktım geziniyor kendi başına. Ben de zaten evde gezinen börtü böceğe kılım... Neyse; bunla bakışıyoruz biz, ben de sıçmak için bekliyorum resmen. "Üzerine sıçarım lan senin" fikrini hemen uyguladım ve aldım bunu, attım tuvaletin deliğine. Sifon sesinden sonra, tatlı bir rahatlık çöktü üzerime ve günü kurtarmış olmanın hissi ile ayak yolundan ayrıldım.
Peki dikkat ettiğiniz mi? Tüm bu hikayede bir "bok" kelimesi bile geçmedi ve ne kadar renksizdi. Halbuki şöyle anlatsaydım: 'Bokumun içine karıştıktan sonra, tatlı bir rahatlık çöktü üzerime ve boku kurtarmış olmanın hissi ile bok yolundan ayrıldım.' Daha komik olmaz mıydı? Kendime sansür uygulamanın neresi eğlenceli ki? Peki ya televizyon? TV'de ya da başka resmi kuruluşta neden "bok" kelimesi yasaklanmış durumdadır? Oysa halk arasındaki yaygın kullanımı ile dillerde uzun zamandır varlığını sürdürmüş bu kelime, birileri tarafından istenmiyor mu? Elbette tüm bunları tuvalete otururken düşünmedim, üzerine araştırma da yaptım. Google'a "tvde bok diyen adam" dedim ve arattım ancak bana '"tv de bok yiyen adam" mı demek istediniz?' dedi. Gerçekten bok yiyen adamlar var mıydı? Kafamda çok fazla soru işareti vardı ve tüm cevaplar o yılan görünümlü tuhaf şeyde gizliydi. Acaba bu mistik şekli yüzünden mi toplum içinde saygı görmüyordu? Belki de benimle aynı kaygılara sahip kimseler bu yüzden boku bir simge haline getirecek şeyler(Hakkında belgesel ya da bir TV şovunda karakter) yaptılar. Tüm araştırmalarım sonuçsuz kalıp, "tvde bok diyen adamı" bulamayınca, bir şey gözüme takıldı. Boku gerçekten "öcü" yapan şey kendisi değil, onu meydana getiren insanın ta kendisi idi. Bu korkunç gerçeği çeşitli gerekçelerle savunabiliriz. Ben görsel ögelerden yararlanarak bunu yapacağım ve şimdi bu resme odaklanmanızı rica ediyorum. Götün büyüklüğü sizi yanıltmasın. O sadece bir hayvan götü ve çıkardığı ise sadece bir bok! Peki neden aynı etkiyi bu resimde yaşamıyoruz? Abla hoş bir kadın olduğu için mi? Ya da resimde hiç bok olmadığı için mi? Hayal edin! Deminki resimle bunu bir araya getirin!(O hayır! Bunu da sizin için ben yapamam lütfen!) Yaptınız mı? Olmadı mı? Olmaz. Çünkü beyin bize diyor ki; "O harikulade kadın, gerçekten de kıçından bok çıkarıyor olamaz! İmkanı yok, o sıçmıyordur! Yok yok olmaz!"
Halbuki gerçekler her zamanki gibi oldukça acı ve kimse bu gerçeklere çıplak gözle bakacak kadar cesur değil. Halbuki o kadın sıçıyor ve hemen sonra sifona asıldığı gibi tüm pisliklerinin göz önünden kaybolmasını sağlıyor. Hele de tuvalet kokusu kullanıyorsa, biz o kadının evini ziyaret ettiğimizde "Ne kadar hoş kokuyor, pek de cici, aman da sen sıçamazsın, aman senin ağzın mı var, burnun mu var, sen buraya işedin mi ki?" gibi saçma tavırlara gireceğiz. Oysa bu kadın o klozete "zart zurt" sıçtı. Biliyorum ilişki bitirecek şeyler bunlar ama kadın oraya "zart zurt" bıraktı yani, gerçek bu. Gerçek mi istiyorsun? Al sana gerçek! Gerçek bu kadar yakınımızdayken onu görmezden gelmek ahmaklık olur, bu yüzden bokun toplumda daha iyi yer edinebilmesi için, onu sevimli kılmak ya da sevimli bir şey ile yan yana koymak mümkün olabilir. Mesela bu reklamı ele alalım. Bence tüm billboardları süslemeli! Elbette küçük kızın onu yiyecek gibi bakması ayrı bir tartışma konusu yaratacaktır ama mesele şu ki: Bırakalım bok sempatik olsun! Yıllardır süre gelen sevimsiz, mide bulandırıcı yanından kurtulsun. O buna mahkum olmak zorunda değil, hele de bizim bir parçamızsa hiç değil! Oyuncakları üretilsin, bebekler ayı yerine peluş boklara sarılıp yatsın. Bok şeklinde yiyecekler üretilsin; "Bok ye emi!" ifadesi reel bir değer kazansın. Bakın tekrar diyorum: Eğer boklara gereken değeri göstermezsek yakında çok korkunç sonuçlara katlanmak zorunda kalabiliriz. Bir araya gelip bizi bok içinde bırakacak planlarını uygulamalarına göz yumamayız!
Eğer tüm bu sözlerimi duymazdan gelecekseniz, size eninde sonunda ne olacağını anlatayım. Bunu görüyor musunuz? İşte bu manzara ile karşı karşıya kaldığınızda, muhtemelen bokunuzdan o kadar da tiksinmeyeceksiniz. Ne de olsa o sizin bokunuz...

Sözün özü; atalar demiş ki: Ölüyü fazla yıkarsan, ya osurur ya sıçar. Hadi selametle...

0 yorum:

Yorum Gönder