Sıcak bir temmuz gecesi düşünün. Yeterince sıcak koltuğunuzda oturuyor ve havanın ne kadar sıcak olduğundan yakınıyor, hatta bu çemberi genişletip etrafınızdaki insanları da ne kadar sıcak olduğu ile ilgili gereksiz bir hatırlatma ile boğuyorsunuz. Gerçekten sıcak... Sıcak kelimesi bu havalarda pek de rahatsız edici öyle değil mi? Sıcak. Sıcak. Sıcak... Hissetmiyor musunuz? O halde, kuvvetle muhtemel bulunduğunuz odada bir klima var elektrik saati vızır vızır dönüyor... Peki; Tüm bu sıcak saçmalığı psikolojik olarak sizi havaya sokmak içindi. Çünkü benim über-şukela bir hayalim var. Sürekli bunu düşünüyorum, hiç aklımda çıkmıyor. Ne mi bu? Elbette şu: Tüm insanlık kıyafetlerini bir an önce çıkarmalı! Ciddiyim, 21.yy insanları olarak artık yeni bir şeyler yapmalıyız, yeni bir çağ ve yeni bir görünüm... Elbette şu bilim-kurgu filmlerindeki garip-guraba kıyafetleri giyeceğimizi düşünmüyorsunuz değil mi? Aslında moda, bize sonunda bunu da yapacaktır ama muhtemelen "moda" deyip biraz eski biraz yeni, yeniden bugünün ya da daha öncesinin modasını bizlere yedirmeye çalışacaktır. Her neyse, sizlere "soyunmamız gerektiğinin" gerekçesinizi izah edeyim.
Önce biraz geriye gidelim. Hazır olun çünkü klişe bir örnek geliyor... Neden çıplak doğuyoruz bir fikriniz var mı? Doğru! Çünkü annemiz, karnında bize pek çok olanak sağlayabiliyor. Ama giyecek bir şeyler veremiyor. Kafamızı sokacak bir yuva, sınırsız yiyecek ve sıçma derdi bile yok, neredeyse mükemmel. Ama giyecek bir şeye ihtiyaç duymuyoruz. Peki neden doğar doğmaz bebekleri bir şeye sarma ihtiyacı duyulur? Bebeği korumak için mi? Saçmalık! Size neden olduğunu söyleyeyim; Korkuyoruz! Ta bebeklikten itibaren, insanların yeniden çıplak gezecekleri günün gelmesinden ölesiye korkuyoruz. Bu yüzden ta bebekken bir şeye sarılıyor ve bir türlü çıplak kalmamıza izin verilmiyor. Bundan bıkmış biri olarak ne yapmamız gerektiğinden bahsetmek istiyorum.
Önce hayal edin; Evden çıkmışsınız ve gitmeniz gereken yer neresi ise oraya doğru yola koyulmuşsunuz. Hava oldukça sıcak ve tek bir bulut bile yok. Yürümeniz neredeyse imkansız bu yüzden bir otobüse biniyorsunuz. Ama o da ne! Bıyıklı Otobüs şoförü çırılçıplak ve hala otobüse binmediğiniz için de acayip sinirli. Suratınıza doğru tükürmek suretiyle size bağırıyor ancak bir sonraki otobüsü de beklemek istemiyorsunuz, o yüzden içeri atlıyorsunuz. Bir yer beğenip oturacaksınız ama her yer dolmuş bile. Ayakta kalmışsınız ve manzaranın uygun olduğu bir yere yürüyorsunuz. Bu belki iri yapılı bir oğlan ya da şöyle iri göğüslü bir genç kız... Cinsel tercihlerinizin tercümanı olamayacağım için bu kısmı atlıyorum. Otobüste bir göz ziyafeti çektikten sonra bütün gününüzü geçireceğiniz kalabalık yere girdiniz ve şanslı iseniz tüm gün ziyafete devam ettiniz. Dönerken de bu olaylar tekrar edecektir. Tamam biraz da mahrem katalım bu işe, mesela; Arkadaş ortamındasınız ve kızların(ya da erkeklerin) ne zaman geleceğini bekliyorsunuz. Ya da çoktan buluştunuz ve gözünüzü karşı cinsinizden(eşcinseller şeyimi yalabilir, onları bu örneğe dahil etmiyorum) alamıyorsunuz. Tabii bir saate işe koyulacaksınızdır ama hala aynı ortamdaysanız artık yavaşça ronta yatacaksınız çünkü etrafınızda başka kimseler de olacak. Peki bunlar rutuni bağlayınca sıkılacağınızı mı sanıyorsunuz? Hayır. Hiç de sıkılmayacaksınız çünkü bu ideanın bir başlangıç ve bitiş noktası var. Şimdi gelin biraz bilimsel hesaplama yapalım. Bir yıl boyunca en uzun gün ve en uzun geceyi yaratan şey nedir? Dünya düzleminin yörünge eksenine 23°C eğik olması, evet! Akabinde mevsimler ve gece gündüz gibi şeyler oluşuyor ya da benzer bir şey. Coğrafyam hiç bir zaman iyi olmadı. Ama sonuç olarak bu durum bize, en uzun günü ve en uzun geceyi veriyor. Peki hangi tarihler bunlar? 21 Haziran ve 21 Aralık. Haziran ve Aralık ayları arasında kaç ay bulunduğunu hesapladığımızda, çok şaşırtıcı bir sonuç bekliyor bizleri çünkü cevap aynı: Beş! Evet, bu beşer aylık iki dönemi ortandan ikiye bölersek Mart ve Eylül aylarına ulaşmış oluyoruz. Tam bir tarih belirtmek inekce olacağından, en uzun günü ve geceyi bulan amcalara hürmeten, tarihi: "21 MART ve 21 EYLÜL" olarak belirledim. İşte bu tarihlerde insanlar kıyafetlerini çıkarıp, geri giyecek. Böylece insanlar her yıl bu dönemi heyecanla beklerken, yaklaşan sıcaklara karşı da acayip bir önlem almış olacaklar...
Elbette bu durumun yan etkileri olacaktır, bu yüzden bir takım önlemleri de beraberinde hayata sokmalıyız. Mesela, sıcaklardan yanan omuzlarımız için daha fazla güneş kremi. Bence güneş yağı sektörünün daha fazla ilgiye ihtiyacı var. Ve elbette yolda yürürken, yüksek sıcaklığa dayanamayıp isyan edecek ayaklarımız. Onları da düşünmeli ve parmak arası terliklere bir şans daha vermeliyiz. Biliyorum, gerçekten de gay işi ama bir çok heteroseksüel erkek çoktan olayı kabul etti. Ve son olarak; Olayın biraz da ailevi durumuna göz atmalıyız. Yeni evlisiniz ve evde sıcaklar dolayısıyla çıplak gezen bir çocuğunuz var. Çocuk daha 2-3 yaşında ve acayip sevimli. Peki ya ergenlik dönemine geldiğinde? İlkokul çağında soracağı soruları hesaba katmıyorum bile! Ama ergenliğine girdiğinde ve cinsiyetini keşfettiğinde artık yapılacak bir şey kalıyor: Çocuğu evden atmak. Evet, gördüklerinden etkilenip, ailesiyle ilgili yanlış düşünceler edinmemesinin en sağlıklı yolu onu evden uzaklaştırmaktır. Eğer ailenin gücü yetiyorsa, çocuğa başka bir ev açılabilir ama durumu olmayanların çocuklarının hikayesi muhtemelen; Sıcakların da etkisiyle fena halde azmış, bir grup çıplak adamın kucağında son bulacaktır... Bu konuda bir şey yapılmaması, yapılmasından belki daha hayırlı olacaktır çünkü aksi takdirde, tüm gün boyunca çıplak kadın ve erkek gören ancak sevişecek kimsesi olmayan kesim, sonunda isyan çıkaracak ve ailelerimize tacize başlayacaktır. O yüzden, geleceğimiz için yavrularımızı gözden çıkarmalıyız. Bu en doğru yol olacaktır. Çocuklarımız da büyüyüp kendi yuvalarını kurduklarında(hayatta kalmayı başarabilirse) doğru olanı yaptığımızı anlayacaklar ve bize anlayış göstereceklerdir. O zamana kadar muhtemelen sizden nefret edip, tanımadıkları kişilere anne-baba diyeceklerdir, buna aldırmayın. Düzelecektir...
Son olarak bir şeyin üzerinde dikkatinizi cezbetmek isterim; Dilediğiniz kadar kıç ve bir çok mahrem bölgeye bakabilme hakkı. Afrikalılar bunu yüzyıllardır yapıyor, üstelik tüm bit yıl boyunca! Belki bir gün biz de, tüm seneyi çıplak geçirebilir ve birbirimize daha çok bakabiliriz. Teknolojinin buna imkan tanıyacağız günleri merakla bekliyorum...
Not: Eşcinseller şeyi mi yalamasa da olur. Yalnızca dalga geçiyordum...


İşin genel yüzüne yapacağım yorumu hiçe sayarak şöyle kafamda beliren bir pürüzü şuraya karalamak istedim. Düşün şimdi dediğin fikir aktif halde günlük yaşamımıza intikal etmiş ve bunu benimsemişiz, bunun negatif yönleri de bizi etkileyecektir. İlk aklıma gelen şey bayanların yaşayabileceği bir problem, bildiğin üzere regl dönemlerinde "ped" kullanıp durumu kontrol altında tutuyorlar. Ped'in de sabit durabilmesi için iç çamaşırı gerekmekte ve çıplaklık durumunda buna günümüz olanakları ile görsel yönden sıkıntı yaratmayan bir çözüm bulmak ta zor. Tamam iple bağlarlar ama bu da dediğim gibi görsellikten uzak bir çözüm, ne dersin yeni bir ekmek kapısı mı açılır "çıplaklık ayları için ped!" sloganı ile?
YanıtlaSilSaygılarımla
Olaya yaklaşımımız ile alakalı bir durum bu. Şöyle sormalıyız; 'Gerçekten de kadınlar bu durumları yüzünden rahatsız hissetmeli midirler?' Yani kadının kendi fizyolojik yapısından kaynaklanan bir durumu toplum içinde utanılacak hale getirirsek, kadın elbette bunu gizlemek ister. Ben de diyorum ki; "Bırakalım kadınlar, olduklara yere şey ediversinler!" Bu durumu; evli çiftlerde çok sık görülen "Eşim Osuruyor" örneği ile de destekleyebiliriz. Bırakalım ihtiyaçlarımızı rahatça giderelim. Evde isek tuvalette giderelim, dışarıda isek bırakalım olsun. Belki böylece yeni ekmek kapıları da açılır, örneğin; Yollarda ki kötü görüntüyü düzeltebilecek işçiler. "Çöpçü" olarak fikredebiliriz ancak bu çalışanlar sadece bu konu ile ilgilenecekler. Ya da belediye nasıl bir çalışma planı uygun görürse...
YanıtlaSil